Bülent Aydınel

Bülent Aydınel’i kaybettik !

Bir şair ölür; kimse duymaz!

Kimi kalemler çok ‘şanslıdır’ arkasında paranın, şaşaanın, pohpohlanmanın, reklamın ve şişirilmişliğin keyfini sürer, kimi değerler ise o “şans”tan ömürlerince nasiplenmez, sadece bilen bilir. Son nefeslerini verdikleri bile duyulmaz, sessizce giderler. İşte o da böyle biriydi ve Bülent AYDINEL sessizce “gitti!”

Bu Ülkede İşçiydim
Ben bu ülkenin belleğinde
Bir anı olarak kalacağım
Varoşların tahammülsüzlüğünü satarak yaşadım
Bana ait gerçekler
Kurşuna dizildiler
Birileri daha çok şarap içsin
Ve erisin satılık kadınların gözlerinde diye
Ya otuz metre yüksekte ya da yerin dibinde
İnşaatta tersanede madende
Her gün ölen biriyim
Mülkün Allah’a aittir ömrünse devlete
Sen ahrette yaşarsın dediler
/Utanmaya kurşun sıksan kan akmaz/
Bize böyle bellettiler
Artık yetimliğe alışkındır çocuklarımız
Yoksul bir kader
Ve üstüne en değerlimizin göz yaşı döktüğü resimler kadarım
Bir duaya gömmeyin beni
Artık ayağa kalkın
Bülent AYDINEL

Özgür Okur Yazar

90’lı yılların son demlerinde çok kısa bir süre yolum düştü Bülent Aydınel dershanesine, onun anlattığı bütün dersleri keyifle dinledim. Üniversite tercihlerimizi doğru yapmamızda da emek sahibi. Şiire verdiği değer, kattığı anlam hep olağanüstüydü.

Keşke insanları “yaşarken” anlatma ihtiyacı duysak, keşke daha onlar aramızda nefes alabiliyorken kadir kıymet bilinse… Ben önemsedim, kıymetini bildim; ama genel anlamda bunu herkes yapamadı yazık ki!

Kendi adıma çok şanslıyım ki onunla kesişmiş yolum. Üniversiteyi bitirince de ziyaretine gittim. Yayınladığı kitaplardan bir kaçını aldım, iyi dileklerle ayrıldık. ..

ÇIĞLIK adlı ilk kitabımı yayınlatmaya karar verdiğimde düşüncesini almak istediğim kalemlerin en başında da yine Bülent Aydınel geldi. Gönderdim çok yoğundu biliyorum, 3 hafta bekleyişten sonra sadece hatırlattım, 3 saat sonra tüm şiirlerimi okumuş ve oldukça yüreklendirici bir yazı ile selamlamıştı beni.

O kadar mutlu olmuştum ki! Benim gözümde ve gönlümde şiir dünyasının yaşayan efsanelerinden biriydi Bülent Aydınel ve şimdi bu efsane adam şiirime dair şu cümleleri yazmıştı;

Veli Beyazgül; derin ve karanlık bir suyun kenarında cırcır böcekleriyle ateş böcekleri arasında, ateş böceklerinden yana bir şair olarak beliriyor. Ve en önemlisi: Onun ateş böcekleri umutlu, sevdalı ve aşık.
“Tüm fırtınalar
Saatler susmuşken kopar !”
Derken
“Kardelenler açınca
Koş
Gel bana”
demesi-belki- çokça bundandır.
Onun sevdası-birey, çevre, toplum kurgusunda-çok özneyi kucaklayan sıcak cümleler gibi, öğelerine ayrılması zor yani…”(*)

* ÇIĞLIK – 2017 – Arka Kapak: Bülent AYDINEL

O’ndan böyle cesaretlendirici cümleler, altına da minik bir notta “değerli kardeşim, bu yoğunlukta oluşabilen buydu… Umarım ve dilerim ki eksik kalmamışımdır” cümlelerini okuyunca insan çok duygulanıyor. Gözümde efsanesin be hocam, bu mahçubiyetin neden diye sordum kendi kendime… Derken bu yorumunu kitabımın arka kapağında bulunmasının bir mahsuru olup olmadığını sordum, tahmin edileceği üzere “hay hay” dedi. Bu cümleler siparişle yazdırılamazdı ona. “Dehşetle saygılar kardeşim… yolun açık olsun dilerim…” diyordu. İşte arka kapağın öyküsü de kısaca böyle yazıldı bende.

Kitap çıkar çıkmaz Samandıra’ya genç gelecek dersanesine gidip kitabı elden vermek istedim. İşte şanssızlığım ondan sonra başladı. “İzmir şubemizde motivasyon semineri veriyorum… pazartesi döneceğim…” cevabına üzülmüştüm, her zaman müsait olamıyordum. İşyerim Avrupa yakasındaydı ve bütün günüm burada geçiyordu. O da Samandıra’daydı ben eve döndüğüm saatlerde o da kendi evine Kartal’a gidiyordu. Kargoya da verilebilirdi ama gönlümde hep ona elden bir sıcak çay kıvamında hediye etme arzusu vardı.

Bu düşüncemi öğrendiğinde “Dehşetsin…Var ol…Sağ ol…Çok güzel duyumlarını alacağız…Cansın kardeşim benim…” diyor ve sonraki zamanlar için de “yolun açık (olsun)” temennisinde bulunuyordu belli ki !

“Kitabı oraya mı (Dershaneye mi) bırakayım? 3,4 Haziran’da Haydarpaşa kitap günlerinde mi takdim edeyim” soruma “Gelirim ben…Çünkü orada (Dersanede) karışır kardeşim…Onurla gelirim…” diyordu. Gün konusunda anlaşınca “Tamam ordayız bir aksilik olmazsa…Hafta sonu felaket bizim…Bir aksilik olursa 9’unda kesin sendeyim kardeşim benim…” diyerek başka bir güne de olabilir diyordu. Gelemedi. Biliyorum çok yoğundu…

Kendisi mahcubiyetinin farkında olmalı ki on gün sonra bir gece yarısı yazdı bana ” Yazıyı bastırdıysan kitabın arkalı önlü bir fotoğrafını yollar mısın… Gelemedim çok yoğun… Ama faydamız olsun…

Yine çok mutlu olmuştum ama kendisini mecbur hissetmesini hiç istemedim. Bayramda seyranda hal hatır mesajları gönderdim. Tam altı ay sonra Sarıgazi’de yapacağım imza günüme onur konuğu olarak davet etmeye karar kıldım. Yoğunluğu belki azalmıştır umuduyla. Cevabı yine aynıydı ” Değerli kardeşim gece anca uygun olur … Çok yoğunluk var. Bilgin olsun …Uygundur kaçta isterseniz konuşabiliriz dedim. “20.00 sularında , kardeşim benim…” diye yanıtlamıştı saat 18.00 gibi verdiği cevabını ben misafirlerden dolayı 21.00 de okur okumaz “Benim için uygun hocam” cümlesiyle cevapladım, misafirler oturuyorken geçip içeriye konuşayım istiyordum. Uygun dediğim anda saniyesinde aradı, o arama ile misafirlerin de hurra kalkması aynı ana denk gelince bu curcuna bittikten sonra konuşuruz diye umut ederek önceden hazırlanmış kısa mesajlardan biri ile “şu anda konuşamıyorum, sizi birazdan arayacağım” tarzında bir mesaj attım. Misafirler gitti, sükunet sağlanır sağlanmaz bir kaç kez aradım ama hep meşgul, demek ki başka randevuları da vardı. Şanssızdım durumu bir mesajla izah ettim ama ondan sonra konuşamadık. Ben yine de programa adını yazdım, sinevizyon notlarında da cevap almadığım halde Bülent Aydınel adına yer verdim. Salonun konumunu attım. Olmadı gelmedi belki çok yoğundu belki hastaydı belki unuttu.

Ondan sonra uzun süre yazışamadık içimde bir burukluk. Etkinliklere 1 yıl kadar ara verdim. İlk etkinlik 2018 Kasımındaki Kitap Fuarı oldu. Bu fırsat kaçmaz dedim, hocamı davet edeyim dedim. 24 Kasım ve 1 Aralık günlerine davet ettim iki ayrı mesajla. Oysa Bülent hoca çok rahatsızmış 🙁 Bilsem kitabı alır ziyaretine giderdim, nerede olursa olsun. Hastane veya ev fark etmez mutlaka giderdim , Gidemedim…

11 Aralık Sabahı sosyal medyada “kaybettik” yazan o mesajı okuyunca tüm hücrelerime dek sarsıldım. Şaka sandım, whatsapına, instagramına yazdım. Sonra ne duruyorum dedim aradım. Ulaşamayınca anladım gerçek olduğunu. Düştüm yola, gittim son yolculuğuna katılmaya. Yüzlerce öğrencisi vardı ama binlercesinin haberi yoktu. Cenaze töreni, organizasyondaki eksiklikler… yazacak çok şey soracak sorularım var.

Şuna tanıklık ettim; Kartal’da cenaze namazı kılınan Bülent hocanın cenaze törenine ısrarla katılmak isteyen ve başka bir çare kalmadığı için kendi çözümümüzü yaratan o otobüste ben de vardım. 45 kişilik otobüste her koltuğa üç kişi sığdık mecburen. 140 yakın yeni öğrenci arasında ben 20 yıl önceki öğrencisi de yol aldık, şoförün inadı, navigasyonun mezarlığı yanlış yerde işaretlemesi, trafik yüzünden Bülent hoca toprağa verildiği an yanında olamadık. Muhtemelen bir avuç insan vardı son anda orada 🙁

12.12.2018 günü verilse toprağa eminim yüzlerce eski ve yeni tanıdık ve şiir sever de bulunacaktı o cenazede. Biz Kartal’da varken Aydıntepe /Tuzla mezarlığına 40 km’lik saçma bir yolculuğun kurbanı olduğumuzdan ve iletişim kurmayı düşündüğümüzde genç gelecekten öğretmenleri toprağa verildi dediklerinde artık çok geçti. Yine de gittik, gördük, toprağın koynuna verilmişti Bülent hoca. Öğrencileri kendi inançları gereğince “yasin” de okudular.

Dönüş yolculuğunda yanımdaki gençlerle sohbetimde gördüm ki adı Ömer ve Osman, Rabia veya Ayşe olan öğrencilerinin % 90’ından fazlası muhafazakâr ama hepsi çok vefalı, çok anlamışlar, çok sevmişler bütün diğer öğrencileri gibi. Bu gençler kıldıkları namazlarının yanına Ahmet Kaya’nın hüzünlü şarkılarını sesli sesli dinleyerek deşarj olmayı da eklemişler.

Onu anlatırken salonlarda yüzlerce kişiye ders anlatışını, kapitalizmin kürsülerine karşı yoksulların mahallelerinde ve dershanelerinde olmak gerektiğine dair cümlelerini paylaştılar. Yirmi yıl önce de buydu onu güzel kılan. Oldukça uzun bir yazıya dönüştüğünün farkındayım. Ama acıdır ki basında tek satır geçmedi onun gidişi. Bu kadar önemli bir şiir ve edebiyat değeri yaşarken sahiplenilmediği gibi, son nefesinde de yalnızdı!

Küstü mü bize bilmiyorum, ama bu şiiri dursun bir köşede:

MAVİ KÜSER

Gittiğin gün nağme susar
Musıkiden ud kesilir

Gittiğin gün mavi küser
Gökyüzü bulut kesilir.

Sözcük susar dize dehşet içinde
Şiirler put kesilir

Yaprak senin yüreğindir
Çiğ ne bilsin ağlamayı

Ağıt tutar gökyüzünü
Hanede sükut kesilir

Gece küfür karanlıktır
Derya ise çok asi

Fuzuli ve Leyla gider
Mecnun’dan umut kesilir

Nazım Hikmet ayarında, Adnan Yücel renginde , Hasan Hüseyin kıvamında bir büyük edebiyat ve şiir dehası çekip gitti aramızdan.

Bu yazıyı okuduğunuza göre sizin de ona dair yaşadıklarınız, duyduklarınız, hissettikleriniz var demek. Hepimizin başı sağ olsun.

Veli BEYAZGÜL.