Haberler

Veli Beyazgül Ekin TV canlı yayınında

2025 yılının ilk Canlı tv yayınında 01 Ocak Çarşamba akşamı saat 18.30 – 20.30 arasında

Ekintv’de Hüseyin Türküdenizi’nin konuğu olacağım.

Tüm okurlara ve kitap dostlarına duyurulur…

 

Ekin tv web sitesi üzerinden izlemek için adres:

https://ekintv.net/ 

Yayının facebook sayfası:

https://www.facebook.com/EKINTVRESMI/?locale=tr_TR

UMUT SARMALI kitabı sizlerle

Daha önce “Mülteci Ağıtlar” olması öngörülen kitap Umuda ihtiyacımız olan bugünlerde

bitmek bilmeyen bir umudun bayraktarlığını yapmak adına UMUT SARMALI adıyla yayımlandı.

UMUT SARMALI şiirimden bir kesit…

Batan güneşin sabaha evrilişinde saklıdır adım

Her çaresiz kalışımda yeniliyorum kendimi

Anka kuşu gibi yeniden doğuyorum küllerimden

UMUT SARMALI büyüyor bende,

Bütün “ben” lerin içinde, o ihtişamlı “biz”de

Kendini merak ettiren o akıl almaz gizde

Sarıp sarmalıyor hayat, sürüyor hızla 

Umutla dağlar aşılıyor, yollar geçiliyor

Karanlık yeniliyor, düşler büyüyor

Umut Sarmalı ruhumuza dokundukça

Anlam kazanıyor sıradanlaşş hayatlar

Derinliğin manasında keyifle yaşanıyorlar

Bu bir döngü, bu bir Umut Sarmalı,

Sesime ses verin dostlar, tutun öbür ucundan

Bu umut sizi de SAR(S)MALI!

2024 Kocaeli Kitap Fuarındayım

5-13 Ekim 2024 tarihlerinde 14.sü düzenlenecek olan Kocaeli Kitap Fuarında Kocaeli’li okurlarla buluşmak üzere hazırlıklarımız devam ediyor.

12  Ekim Cumartesi ve 13 Ekim Pazar günlerinde SALON B’ de “Şehrimizin Yazarları” standındaki buluşmaya hepiniz davetlisiniz.

 

Kâfir Romanı yayımlandı

Veli Güngörmez & Veli Beyazgül ikilisinden dünyada nadir olarak denenmiş bir yöntemle ortak olarak hazırlanan ve büyük emekler sonunda okuyucu ile buluşturulan Kâfir romanı yayımlandı.

Ada Yayınları tarafından yayımlanan kitap 432 sayfa

Kitap Ebatları:13×21 cm

Yayınevi:Ada Yayınları

Online temin etme adresi:

Çığlık e kitap olarak tüm dünyada!

Beğeninizi kazanan ÇIĞLIK yeni insanların da okuyabilmesi için

e-kitap formatında artık dünyanın her köşesinden ulaşılabilir olacak.

Google Play

Google Kitaplar

İdefix

D&R

gibi seçkin e-kitap platformlarında eş zamanlı olarak satışa sunulan kitabı bulunduğunuz ülkeye göre satın alabileceksiniz.

Pınar Fidan, Alevilik, Hakaret ve Linç Kültürü

Mağdur tarafız kabul, katledilen, horlanan, dışlanan, öteki görülen, yalana iftiraya, milyon tane haksızlığa uğratılan bir toplumuz bu inkâr edilemeyecek kadar ortada. Ama bizim dilimiz bu olamaz! Yaklaşımımız, üslubumuz bize bu karanlıkları reva görenlerle aynılaşamaz!

“Pınar Fidan” adlı kişinin sarf ettiği sözler ile bu sözlere verilen tepki üzerine birkaç noktaya dikkat çekmek ve bazı sorular sormak istiyorum.

Öncelikli olarak, bu kişi komedi yaptığını zannediyor; ben hiç gülmedim! (Buna sonra dönelim)

Gündeme konu olan Madımak Katliamı üzerine kullandığı cümleler. “Katliamı övdüğü” sonucu da çıkarılabilir, Alevilerin sık sık saldırıya uğradığına dair FARKINDA OLMADAN BİR FARKINDALIK yaratmak istediği de düşünülebilir. (Nereden bakmak istiyorsanız yani). Bu kişi istese de istemese de Alevilere özellikle Cem evlerine sık sık saldırıldığını herkes anlamadı mı? “Farkında değilsiniz 3. Sayfalarda geçiyor bu haberler” dedi!

“Bu saldırılarda Alevi kaybetmiyoruz (ölmüyorlar); çünkü Cem evi boş, Cem evine saldırganlar Alevilerden daha çok Cem evine gidiyorlar” gibi bir “ironi” yapmış. Buradan da olumsuz bir şey çıkarmadım. SALDIRGAN kelimesi bile önemli bir turnusol kağıdıdır. Bu ülkede alışkın olduğumuz üzere katil veya saldırganları meşrulaştıracak şekilde, “Bir takım öfkeli vatandaşın öfkesi, halkın Cem evine tepkisi, dini bütün vatandaşlar Cem evine tepki gösterdi”saldırıyı meşrulaştıran bir ifade yok!

Cümlenin devamında “(ille de) Alevilere saldırmak istiyorsan Meyhaneye filan git, ya da hepsini bir otele tıkıp yakabilirsin!” Demiş. Tam burada “çok içen bir topluma genel bir eleştiri” yapılmış gibi kabul edilebilir belki, oysa meyhaneye gidenlerin kafa kağıdına baksanız Alevi’den daha çok başka kesimler de çıkabilir ki buradaki argüman da saçma sapan hatta mantık dışı. Böylesi bir espriyle güya güldürmek istemiş. Daha vahimi Otelde Alevileri yakma konusuna değinmiş ama saplanıp kalmış adeta. “Yaaa yaaa…” gibi, o an salondakilerin ruh halini almaya çalışmışsa da nasıl toparlayacağını bilememenin aptalca görünen ruh hali ile kapatmış cümleyi. Eminim bin pişmandır bu “espriyi“yaptığına.

Devamındaki cümlelerinde Malum bakan, fışkiyeci Belediye Başkanı ve Cumhurbaşkanına dair “istemem orda burada karşıma çıkmalarını” diyerek kendince muhalifliğini vurgulamış. Burası kendi bileceği iş. “İmamoğlu’yla karşılaşmak istemem” derken akit gibi gazetelerin türlü montaj veya kurgu yollu kepazeliklerle insanları zor duruma düşürebileceğini de anlatmaya çalışmış. “Liderlerden Kemal Kılıçdaroğlu’nun metro ile işe gidebilecek tipi olduğunu ama bunu istemeyeceğini,” çünkü toplumun ona saldırmaya hazır bir güruh beklediğini bildiği için “kendimi mi koruyayım onu mu” sorusunu sormuş. Burada örtük bir sempatiyi görebilirsiniz. Bu da kendi bileceği. Nefret de edebilirdi.

Biraz toparlarsak, aslında beni en çok düşündüren şubat sonundaki bir şovda çekilmiş bu videonun yaklaşık 3 hafta sonra ve NEDEN ŞİMDİ servis edildiği konusudur. 2 dakikasını izlediğimiz şovun geri kalanında neler var acaba? Belki infial yaratan bu bakış haricinde tam tersi cümleler de olabilir, belki!

Malûm gündemde Covid-19 denilen Corona virüsü belası var. Yine tahmin edileceği üzere virüsün bulaştığı insan sayısı ile resmi rakamlar kesinlikle alakasız. Muhtemelen ölümlerle ilgili sayılarda da dürüstçe davranılmayacaktır.

Toplumsal duyarlılık noktasında ortak tepki gösterebilecek sol, sosyalist, ilerici veya alevi kesim olduğu herkesçe biliniyor. Sizin de aklınız karışmıyor mu? Bir süre önce Madımak katillerinden birisini sırf “yaşlı” diye müebbet hapisten affeden iktidar ve kayıtsız şartsız bunu alkışlayan başta yalaka medya olmak üzere hepsi neden bu Pınar Fidan olayında “Alevi dostu” kesildiler? Bir düşünün bakalım…

Maksat belli, sağlıkta her ne kadar başarılı bir algı yürütülüyorsa da muhtemel bir foya meydana çıkarsa karşılaşılacak tepkileri oluşturacak muhtemel ana cephenin içten birbirine düşürülmek istendiği apaçık ortada değil midir?

Niye böyle körüz, neden balıklama atlıyoruz her şeye? Niçin akıl terazimizi kaybettik?

Bu kadın henüz hesabı sorulmamış bir katliamı şovuna alet ettiği için eleştirilebilir, toplumda dost sandığımız çevrelerde dahi “Alevinin kestiği et, yaptığı yemek yenilmez” saplantısında olan nice insan varken -geri kalan kısımdan bizi anlamalarını bekleme lüksümüz de olmayacağına göre- bir takım ahmak ve dünden saldırmaya hazır çevrelerin Alevilere veya onların kutsal saydığı değerlere saldırmak için işaret beklemeyeceğini kim garanti edebilir ki? Benim nazarımda insan hayatından daha kutsal bir değer yok, her toplumun kendi değerleri ve kutsalları var.Ya hepsi eleştiriye tahammül gösterecek, ya tümü için bunlar asla tartışılmayacak. Burada sen, ben, o, diğeri diye kategorik çıkarcı hesaplarla yaklaşmak işe yaramıyor. Yine aynılaşırız. Eleştirilmekten korkmayalım, saygısızlık yoksa!

Pınar Fidan denen kadın, şov sanatçısı filan olabilecek kapasitede değil. Bu işi tez zamanda bırakmasını tavsiye ederim. Kullandığı özensiz dil, üslubundaki yanlışlıklar ve henüz hesabı sorulmamış acılarla insanları güldürmeye çalışması gibi şeyler bir araya getirilince kesinlikle sanatçı dahi olamaz. Buna eyvallah.

ANCAK! Bu insanı LİNÇ ETME HAKKIMIZ YOK! Diğerlerinden ne farkımız kalır söyleyin?

Öyle küfürler, öyle aşağılık cümlelerle karşılaştım ki bunlar ALEVİ TEPKİSİ olamaz!

Kadın olmasından kaynaklı cinsiyet aşağılaması ve korkunç küfürler bize ait olamaz!

Mağdur tarafız kabul, katledilen, horlanan, dışlanan, öteki görülen, yalana iftiraya, milyon tane haksızlığa uğratılan bir toplumuz bu inkâr edilemeyecek kadar ortada. Ama bizim dilimiz bu olamaz! Yaklaşımımız, üslubumuz bize bu karanlıkları reva görenlerle aynılaşamaz!

Biliyorum hemen her konuda olduğu gibi, bu konuda da kendi içimizde üçe beşe bölünecek kadar farklı fikirde olacağız. Farklı düşünelim, küfür ve hakarete varmadan sınırsızca eleştirebiliriz.

Ama ötesine geçtiğimizde biz de onlar gibi oluyoruz! DİĞERLERİ GİBİ…YAPMAYIN!

İnsan gibi, ap açık, ter temiz, başka hiçbir izahat gerektirmeyecek kadar net ifadelerle ÖZÜR DİLEMEYE DAVET EDEBİLİRİZ, ama linç kültürü bize yakışmaz. Kimi kime şikâyet ediyoruz ayrıca? Yıllarca Alevilerin aleyhine karar alan yargıçlara mı, Alevi deyince kör, sağır kesilen savcılara mı? Yetersiz de olsa bir özür dileyerek ironi yaptığını belirten bu kişiye belki de ceza vererek bizim gözümüzü boyayacaklar ve kendi kanallarında diyecekler ki “bakın Alevi vatandaşlarımıza hakarete sessiz kalmadık” … Biz de unutacağız yüz yıllardır reva görülenleri? Unutacağız.

Nefret suçu da işlese bu konuları tartıştırdı, bize ayna tuttu. Hiç güldürmeyi beceremedi. Ukalaca ve çok bilmiş halleriyle stand-up yaptığın sandı. Güldürmedi, konuştuk, hatta hakkında suç duyurusunda bulunuldu, olay bir şekilde “yargıya” yansıdı, kararları tartışmaya açık da olsa konu yargıda.

O halde unutmayalım Zamları, Enflasyonu, Depremi, Açlığı, Küresel hastalıkları, Medyanın yalanlarını. Unutmayalım ve yeniden hayatın akışına odaklanalım. Bakalım bu virüs bizim topraklarda kaç insanın canına mal olacak, bakalım kafayı yemeden, toplumca delirmeden bu zor günleri nasıl geride bırakacağız. Bakmayalım, kısa süreliğine #Asosyal olalım. Çok çabuk unutuyoruz ya!

Veli Beyazgül 19.03.2020

Kocaeli Basınında Veli Beyazgül 2019

Kocaeli Vartolular Derneği geleneksel 14. Gecesini Eğitime Destek amaçlı olarak Derince Yenikent Tanyıldız Düğün Salonunda düzenledi.

Kocaeli’de uzun zamandan beri hizmet veren Kocaeli Vartolular Derneği bu yıl bir farkındalık yaparak geleneksel 14. Yıl gecesini sadece eğitime katkı olarak Kocaeli Derince Yenikent Tanyıldız düğün salonunda düzenlediler. Düzenlenen geceye CHP İl başkanı Cengiz Sarıbay ve tüm parti temsilcileri ile çok sayıda davetli katılım sağladılar.

Düzenlenen gecede konuşan Dernek Başkanı Ali Aktepe; “öncelikle bu 14. Geleneksel gecemize teşriflerinizden dolayı hepinize teşekkür ederim. Bu yılki gecemizin asıl amacı eğitime katkı sağlamak için bu çalışmaları yönetim kurulu arkadaşlarımızla başlattık. Bu konuda duyarlılığını gösteren tüm Vartolu hemşehrilerimiz ve değerli davetlerimize gönülden teşekkür ederim. Sivil toplum kuruluşların asıl amacı ise ülkemizde eğitime destek olmalarını düşünüyorum. Buradan gelecek olan gelirle öğrencilerimize burs olarak verilecektir. Bu yılda biz Dernek olarak bu farkındalığı burada gerçekleştirdi.

Ardından CHP Kocaeli il başkanı Cengiz Sarıbay; “öncelikle bu anlamlı ve önemli bir geceyi burada tertip eden Başta Dernek Başkanımız Ali Aktepe ve yönetimini yürekten kutluyorum. Düzenlenen bu gece önemli. Çünkü eğitime destek için düzenlenmiş bir gecedir. Okulda okuyan öğrencilerimizin rahat okuması için gerekli maddi destek adı altında öğrencilerimize burs verilecektir. Bu davranışlarınızdan dolayı ve bu eğitime katkı sağlamak için hepiniz el birliği ile salonu tıka basa doldurdunuz. Tüm Vartolular buradan anlaşılıyor ki eğitime çok önem veriyorlar” dedi.

Bu konuşmaların ardından Dernekte yıllarca başkanlık görevini yapan eski başkanları ödüllendirmek için birer plaket takdim edildi. Ardından eğitime katkı olarak 3 adet bağlama sazı açık arttırma ile satıldı. Daha sonra yöresel sanatçı Neşe İlbeyli yöresel deyişleri okudu. Ardından Vartolu Şair Veli Beyazgül kendi yazdığı şiirleri okurken, son şiirini zazaca okudu. Ardından yine yöresel sanatçı Erhan Güneşer sahne alarak biri birinden güzel yöresel türküler okudu. Gece yöresel oyunların başlayarak gecenin ilerleyen saatlerine kadar devam etti.

Haber:Fahri Haner

Kaynak: http://www.yenigolcuk.com/haber-vartolular-egitime-destek-gecesi-duzenledi-32744.html

iLGİLİ HABERLER: https://www.golcukgundem.com/haber/1900001/vartolulardan-muhtesem-gece

Öykü Arin’ler için çağrı!

Öykü Arin ve nakil bekleyen diğer binlerce insanın yaşam umudunu büyütmek adına bazı pratik çözüm önerileri sunmak istiyorum;

  1. Diyanet hutbe yayınlamalı,
  2. TFF, TBF gibi kurumlar stadyumlarda anons kararı almalı,
  3. Spor kulüpleri, resmi hesaplarından duyurmalı,
  4. MSB, bütün Askeri kışlalarda konuyu anons etmeli,
  5. MEB, okulların Şubat ayındaki açılış törenlerindeki tüm konuşmalarda kök hücre ve kan bağışı konusunun işlemesini sağlamalı,
  6. YÖK, Üniversite gündemlerine taşımalı
  7. RTÜK Acil Kamu Spotu hazırlayıp TV, Radyo ve internet sitelerinde yayınlamalı,
  8. Google, doodle oluşturmalı,
  9. Adalet Bakanlığı, cezaevlerinde bilgilendirme yapmalı, görüş izni gibi teşviklerle bu kampanyayı desteklemeli,
  10. Seçim öncesi miting veya toplantılarda bağış çağrısı yinelenmeli
  11. (…)

Evet bu öneri listesi uzatılabilir.

Benim aklıma ilk anda gelenler bunlar oldu.

Ne olursa olsun toplumsal düzeydeki bu duyarlılık zirveye taşınmalı.
Öykü Arin’ler mutlaka yaşatılmalı.

Veli BEYAZGÜL – 28.01.2019

#ÖyküArin #Donörol #UmutOl

www.velibeyazgul.com

Bülent Aydınel’i kaybettik !

Bir şair ölür; kimse duymaz!

Kimi kalemler çok ‘şanslıdır’ arkasında paranın, şaşaanın, pohpohlanmanın, reklamın ve şişirilmişliğin keyfini sürer, kimi değerler ise o “şans”tan ömürlerince nasiplenmez, sadece bilen bilir. Son nefeslerini verdikleri bile duyulmaz, sessizce giderler. İşte o da böyle biriydi ve Bülent AYDINEL sessizce “gitti!”

Bu Ülkede İşçiydim
Ben bu ülkenin belleğinde
Bir anı olarak kalacağım
Varoşların tahammülsüzlüğünü satarak yaşadım
Bana ait gerçekler
Kurşuna dizildiler
Birileri daha çok şarap içsin
Ve erisin satılık kadınların gözlerinde diye
Ya otuz metre yüksekte ya da yerin dibinde
İnşaatta tersanede madende
Her gün ölen biriyim
Mülkün Allah’a aittir ömrünse devlete
Sen ahrette yaşarsın dediler
/Utanmaya kurşun sıksan kan akmaz/
Bize böyle bellettiler
Artık yetimliğe alışkındır çocuklarımız
Yoksul bir kader
Ve üstüne en değerlimizin göz yaşı döktüğü resimler kadarım
Bir duaya gömmeyin beni
Artık ayağa kalkın
Bülent AYDINEL

Özgür Okur Yazar

90’lı yılların son demlerinde çok kısa bir süre yolum düştü Bülent Aydınel dershanesine, onun anlattığı bütün dersleri keyifle dinledim. Üniversite tercihlerimizi doğru yapmamızda da emek sahibi. Şiire verdiği değer, kattığı anlam hep olağanüstüydü.

Keşke insanları “yaşarken” anlatma ihtiyacı duysak, keşke daha onlar aramızda nefes alabiliyorken kadir kıymet bilinse… Ben önemsedim, kıymetini bildim; ama genel anlamda bunu herkes yapamadı yazık ki!

Kendi adıma çok şanslıyım ki onunla kesişmiş yolum. Üniversiteyi bitirince de ziyaretine gittim. Yayınladığı kitaplardan bir kaçını aldım, iyi dileklerle ayrıldık. ..

ÇIĞLIK adlı ilk kitabımı yayınlatmaya karar verdiğimde düşüncesini almak istediğim kalemlerin en başında da yine Bülent Aydınel geldi. Gönderdim çok yoğundu biliyorum, 3 hafta bekleyişten sonra sadece hatırlattım, 3 saat sonra tüm şiirlerimi okumuş ve oldukça yüreklendirici bir yazı ile selamlamıştı beni.

O kadar mutlu olmuştum ki! Benim gözümde ve gönlümde şiir dünyasının yaşayan efsanelerinden biriydi Bülent Aydınel ve şimdi bu efsane adam şiirime dair şu cümleleri yazmıştı;

Veli Beyazgül; derin ve karanlık bir suyun kenarında cırcır böcekleriyle ateş böcekleri arasında, ateş böceklerinden yana bir şair olarak beliriyor. Ve en önemlisi: Onun ateş böcekleri umutlu, sevdalı ve aşık.
“Tüm fırtınalar
Saatler susmuşken kopar !”
Derken
“Kardelenler açınca
Koş
Gel bana”
demesi-belki- çokça bundandır.
Onun sevdası-birey, çevre, toplum kurgusunda-çok özneyi kucaklayan sıcak cümleler gibi, öğelerine ayrılması zor yani…”(*)

* ÇIĞLIK – 2017 – Arka Kapak: Bülent AYDINEL

O’ndan böyle cesaretlendirici cümleler, altına da minik bir notta “değerli kardeşim, bu yoğunlukta oluşabilen buydu… Umarım ve dilerim ki eksik kalmamışımdır” cümlelerini okuyunca insan çok duygulanıyor. Gözümde efsanesin be hocam, bu mahçubiyetin neden diye sordum kendi kendime… Derken bu yorumunu kitabımın arka kapağında bulunmasının bir mahsuru olup olmadığını sordum, tahmin edileceği üzere “hay hay” dedi. Bu cümleler siparişle yazdırılamazdı ona. “Dehşetle saygılar kardeşim… yolun açık olsun dilerim…” diyordu. İşte arka kapağın öyküsü de kısaca böyle yazıldı bende.

Kitap çıkar çıkmaz Samandıra’ya genç gelecek dersanesine gidip kitabı elden vermek istedim. İşte şanssızlığım ondan sonra başladı. “İzmir şubemizde motivasyon semineri veriyorum… pazartesi döneceğim…” cevabına üzülmüştüm, her zaman müsait olamıyordum. İşyerim Avrupa yakasındaydı ve bütün günüm burada geçiyordu. O da Samandıra’daydı ben eve döndüğüm saatlerde o da kendi evine Kartal’a gidiyordu. Kargoya da verilebilirdi ama gönlümde hep ona elden bir sıcak çay kıvamında hediye etme arzusu vardı.

Bu düşüncemi öğrendiğinde “Dehşetsin…Var ol…Sağ ol…Çok güzel duyumlarını alacağız…Cansın kardeşim benim…” diyor ve sonraki zamanlar için de “yolun açık (olsun)” temennisinde bulunuyordu belli ki !

“Kitabı oraya mı (Dershaneye mi) bırakayım? 3,4 Haziran’da Haydarpaşa kitap günlerinde mi takdim edeyim” soruma “Gelirim ben…Çünkü orada (Dersanede) karışır kardeşim…Onurla gelirim…” diyordu. Gün konusunda anlaşınca “Tamam ordayız bir aksilik olmazsa…Hafta sonu felaket bizim…Bir aksilik olursa 9’unda kesin sendeyim kardeşim benim…” diyerek başka bir güne de olabilir diyordu. Gelemedi. Biliyorum çok yoğundu…

Kendisi mahcubiyetinin farkında olmalı ki on gün sonra bir gece yarısı yazdı bana ” Yazıyı bastırdıysan kitabın arkalı önlü bir fotoğrafını yollar mısın… Gelemedim çok yoğun… Ama faydamız olsun…

Yine çok mutlu olmuştum ama kendisini mecbur hissetmesini hiç istemedim. Bayramda seyranda hal hatır mesajları gönderdim. Tam altı ay sonra Sarıgazi’de yapacağım imza günüme onur konuğu olarak davet etmeye karar kıldım. Yoğunluğu belki azalmıştır umuduyla. Cevabı yine aynıydı ” Değerli kardeşim gece anca uygun olur … Çok yoğunluk var. Bilgin olsun …Uygundur kaçta isterseniz konuşabiliriz dedim. “20.00 sularında , kardeşim benim…” diye yanıtlamıştı saat 18.00 gibi verdiği cevabını ben misafirlerden dolayı 21.00 de okur okumaz “Benim için uygun hocam” cümlesiyle cevapladım, misafirler oturuyorken geçip içeriye konuşayım istiyordum. Uygun dediğim anda saniyesinde aradı, o arama ile misafirlerin de hurra kalkması aynı ana denk gelince bu curcuna bittikten sonra konuşuruz diye umut ederek önceden hazırlanmış kısa mesajlardan biri ile “şu anda konuşamıyorum, sizi birazdan arayacağım” tarzında bir mesaj attım. Misafirler gitti, sükunet sağlanır sağlanmaz bir kaç kez aradım ama hep meşgul, demek ki başka randevuları da vardı. Şanssızdım durumu bir mesajla izah ettim ama ondan sonra konuşamadık. Ben yine de programa adını yazdım, sinevizyon notlarında da cevap almadığım halde Bülent Aydınel adına yer verdim. Salonun konumunu attım. Olmadı gelmedi belki çok yoğundu belki hastaydı belki unuttu.

Ondan sonra uzun süre yazışamadık içimde bir burukluk. Etkinliklere 1 yıl kadar ara verdim. İlk etkinlik 2018 Kasımındaki Kitap Fuarı oldu. Bu fırsat kaçmaz dedim, hocamı davet edeyim dedim. 24 Kasım ve 1 Aralık günlerine davet ettim iki ayrı mesajla. Oysa Bülent hoca çok rahatsızmış 🙁 Bilsem kitabı alır ziyaretine giderdim, nerede olursa olsun. Hastane veya ev fark etmez mutlaka giderdim , Gidemedim…

11 Aralık Sabahı sosyal medyada “kaybettik” yazan o mesajı okuyunca tüm hücrelerime dek sarsıldım. Şaka sandım, whatsapına, instagramına yazdım. Sonra ne duruyorum dedim aradım. Ulaşamayınca anladım gerçek olduğunu. Düştüm yola, gittim son yolculuğuna katılmaya. Yüzlerce öğrencisi vardı ama binlercesinin haberi yoktu. Cenaze töreni, organizasyondaki eksiklikler… yazacak çok şey soracak sorularım var.

Şuna tanıklık ettim; Kartal’da cenaze namazı kılınan Bülent hocanın cenaze törenine ısrarla katılmak isteyen ve başka bir çare kalmadığı için kendi çözümümüzü yaratan o otobüste ben de vardım. 45 kişilik otobüste her koltuğa üç kişi sığdık mecburen. 140 yakın yeni öğrenci arasında ben 20 yıl önceki öğrencisi de yol aldık, şoförün inadı, navigasyonun mezarlığı yanlış yerde işaretlemesi, trafik yüzünden Bülent hoca toprağa verildiği an yanında olamadık. Muhtemelen bir avuç insan vardı son anda orada 🙁

12.12.2018 günü verilse toprağa eminim yüzlerce eski ve yeni tanıdık ve şiir sever de bulunacaktı o cenazede. Biz Kartal’da varken Aydıntepe /Tuzla mezarlığına 40 km’lik saçma bir yolculuğun kurbanı olduğumuzdan ve iletişim kurmayı düşündüğümüzde genç gelecekten öğretmenleri toprağa verildi dediklerinde artık çok geçti. Yine de gittik, gördük, toprağın koynuna verilmişti Bülent hoca. Öğrencileri kendi inançları gereğince “yasin” de okudular.

Dönüş yolculuğunda yanımdaki gençlerle sohbetimde gördüm ki adı Ömer ve Osman, Rabia veya Ayşe olan öğrencilerinin % 90’ından fazlası muhafazakâr ama hepsi çok vefalı, çok anlamışlar, çok sevmişler bütün diğer öğrencileri gibi. Bu gençler kıldıkları namazlarının yanına Ahmet Kaya’nın hüzünlü şarkılarını sesli sesli dinleyerek deşarj olmayı da eklemişler.

Onu anlatırken salonlarda yüzlerce kişiye ders anlatışını, kapitalizmin kürsülerine karşı yoksulların mahallelerinde ve dershanelerinde olmak gerektiğine dair cümlelerini paylaştılar. Yirmi yıl önce de buydu onu güzel kılan. Oldukça uzun bir yazıya dönüştüğünün farkındayım. Ama acıdır ki basında tek satır geçmedi onun gidişi. Bu kadar önemli bir şiir ve edebiyat değeri yaşarken sahiplenilmediği gibi, son nefesinde de yalnızdı!

Küstü mü bize bilmiyorum, ama bu şiiri dursun bir köşede:

MAVİ KÜSER

Gittiğin gün nağme susar
Musıkiden ud kesilir

Gittiğin gün mavi küser
Gökyüzü bulut kesilir.

Sözcük susar dize dehşet içinde
Şiirler put kesilir

Yaprak senin yüreğindir
Çiğ ne bilsin ağlamayı

Ağıt tutar gökyüzünü
Hanede sükut kesilir

Gece küfür karanlıktır
Derya ise çok asi

Fuzuli ve Leyla gider
Mecnun’dan umut kesilir

Nazım Hikmet ayarında, Adnan Yücel renginde , Hasan Hüseyin kıvamında bir büyük edebiyat ve şiir dehası çekip gitti aramızdan.

Bu yazıyı okuduğunuza göre sizin de ona dair yaşadıklarınız, duyduklarınız, hissettikleriniz var demek. Hepimizin başı sağ olsun.

Veli BEYAZGÜL.