Ara Güler’in Babası
“O güzel insanlar, o güzel atlara binip gittiler”
17 Ekim 2018 Tarihinde yitirdiğimiz dünyaca ünlü fotoğraf sanatçısı Ara Güler’in aslında Giresun Şebinkarahisar’lı olduğunu ve bunu da yine oralı olan ünlü yazar Aziz Nesin’den öğrendiğini ben çok sonradan öğrendim.
Düştüğü göç yolları 1910’larda aileyi İstanbul Ortaköy’e kadar sürüklemiş. Günün birinde babasının isteği (aslında son isteği bile diyebiliriz) üzerine düşmüşler yola, doğrudan babasının çocukluğuna.
Bu yazıda yürek burkan bir çok an var, araştırıp, derleyebildiğim kadarıyla sizlerle paylaşmaya çalıştım.
TABUTTAKİ KARAYEMİŞLER
Asıl adı Mıgırdiç Ara, soyadı Derderyan olan Ara Güler, İstanbulluyum dese de Giresun Şebinkarahisar’lı bir ailenin çocuğudur.(1)
Nazım Hikmet’in yaşamaya dair şiirinde
“Yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı,
yetmişinde bile, mesela, zeytin dikeceksin,
hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil,
ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için,
yaşamak yanı ağır bastığından.” dizelerindeki gibi
70 inde zeytin ağacı dikmiş, 90 yaşında sonsuzluğa yürümüştür.

Can Dündar, Nebil Özgentürk ve Coşkun Aral’ın hazırladığı “BİZ-Kültür Yolcuları” belgeselinin Ermenileri konu alan bölümünde konuşan Güler,
1950’lerde babasıyla birlikte doğduğu Şebinkarahisar’a yaptığı yolculuğu şöyle anlattı:
‘Baktım, babam ağlıyor’
“Bir gün babam, ‘Dünyanın her yerine gidiyorsun, babanın köyünü merak etmiyor musun’ dedi.
‘Hadi gidelim’ dedim. Vapura binip Giresun’a gittik. Giresun’dan Şebinkarahisar’a taksi tuttuk.
Oradan Yaycı köyüne gittik. Babam doğduğu evi aradı, bulamadı. Kiliseyi aradı, bulamadı.
Mezarlığı tarla yapmışlar.
Çocukken yüzünü yıkadığı üç gözlü bir çeşme vardı, o kalmış.
Oraya götürdüler, yüzünü yıkadı.

Evinin olduğu yerde harmanlık vardı.
‘Çocukken anam beni dövenin üzerine koyar, dolaştırırdı’ dedi. Hemen köylüler döven kurdu, babamı da içine koydular, döndü. Ben de fotoğraf çektim.
Baktım, babam ağlıyor. Altı yaşında bıraktığı köyüne benimle beraber dönünce çocukluğu aklına gelmiş.

Yemişleri unuttu
Sonra Sivas’a dönmek için araba tuttuk. Yolda giderken ‘Ah, unuttum’ dedi:
‘Buranın karayemişleri meşhurdur. Anam beni İstanbul’a mektebe gönderirken yanıma torba içinde yemişler vermişti,
onları yiyerek gelmiştim. Benim memleket sevgim, yemişle başlar. Geri dönüp alalım.’
‘Baba, gözünü seveyim… 100 kilometre yol geldik. Şimdi yemiş için 100 kilometre geri gideceğiz,
100 kilometre tekrar bu tarafa geleceğiz, sabah olacak.
Başka sefer alırsın’ dedim.
İstanbul’a döndük.”

Cenazedeki sürpriz
“Babam dört ay sonra öldü. Meğer derdi, oğlunun onu köyüne götürmesiymiş.
Cenazeye gideceğimiz gün evin kapısı çaldı.
‘Kimsiniz’ dedim.
‘Dacat Güler’i arıyoruz’ dediler.
‘Dacat Güler’i kaybettik, şimdi cenazeye gidiyoruz, isterseniz siz de gelin’ dedim.
Meğer gelenler, köyde bizi gezdiren köylülermiş.
‘Siz de gelin cenazeye’ dedim. Yanlarında da bir sandık vardı.
Baktım; karayemiş getirmişler. Babamın almak istediği, hasretini çektiği karayemişler…
Çocukluğunda yediği, kokusunu aldığı, kendi memleketinin yemişleri…”
“Hepsini ceplerime doldurdum, ceplerim şişti. Öyle gittim cenazeye…
Tam babamı toprağa koyacaklar, ‘Açsanıza tabutu’ dedim,
‘Olmaz, dine aykırıdır’ dediler.
‘Siz açın, bir şey koyacağım’ dedim.
Açtılar. Döktüm yemişleri…
Babamı çocukluğunun yemişleriyle birlikte gönderdim öteki dünyaya…
Şişli mezarlığında yatıyor şimdi…”
Derleme:Veli BEYAZGÜL -18.10.2018
KAYNAKÇA:
1-http://www.cumhuriyet.com.tr/koseyazisi/346471/Geriye_Ara_Guler_kalacak.html
2-http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/turkiye/262089/_Babamin_tabutundaki_yemisler_.html
Foto: Coşkun Aral & Ara Güler
Posted on: Ekim 18, 2018Veli Beyazgül